Bay Morris Lessmore’un Uçan Kitapları “The Fantastic Flying Books of Mr. Morris Lessmore”

Yazan: William Joyce, Resimlendiren: William Joyce ve Joe Bluhm (2012)/ Bu kitap 2012 yılında PEARSON yayınevi tarafından dilimize kazandırılmıştır. Çeviri: Gülbin Baltacıoğlu

2012 yılı En İyi Kısa Animasyon Filmi Oskar Ödülü, animasyonun youtube bağlantısını buraya ekliyorum https://www.youtube.com/watch?v=Ad3CMri3hOs&ab_channel=MouraLacerda

Morris Lessmore kelimeleri, hikayeleri, en çok da kitapları severdi. Bir gün beklenmedik bir biçimde dünyası darmadağın olur, aynen Oz Büyücüsü isimli çocuk kitabında Dorothy’nin evinin hortuma kapılıp savrulan evi gibi… Birden gökyüzünde parlayan bir ışık ve kanat çırpan kitaplar görür ve uçan kitapların peşine takılır, kendi hayat kitabını yazmaya, yaşamaya başlar. Ta ki günün birinde uçan kitaplar ile birlikte gökyüzüne havalanıncaya dek.

Kitap Harper Collins’te çocuk kitapları yayıncısı ve William Joyce’un mentoru olan William Morris’den esinlenerek yazmıştır. Kitabın ilk sayfaları kasırganın şiddetini, yıkımlarını ve beraberinde getirdiği çaresizliği daha güçlü ifade etmek üzere siyah-beyaz resimlendirilmiştir. Sizlere de keyifli okumalar dilerim.

Renklerin Kara Kitabı “El libro negro de los colores”

Yazan: Menene Cottin, Çizer: Rosana Faria

BOLOGNA 2007 ÇOCUK KİTAPLARI FUARINDA YENİ UFUKLAR KATEGORİSİNDE BİRİNCİLİK ÖDÜLÜ / New York Times Best Illustrated Book 2008

EDAM yayınevinden 2016 yılında dilimize kazandırılmış özel bir kitap. Türkçe Çevirisi: Alpaslan Durmuş. Kitabın orjinalini bu bağlantıdan izleyebilirsiniz. https://maguared.gov.co/el-libro-negro-de-los-colores/

Gerçekten renklerin kara kitabı, görme engelli çocukların dilinden renklerin tanımı yapılıyor, hem Braille alfabesi hem latin alfabesi ile yazılmış, siyah zeminde kabartma siyah resimlendirmeleri olan bir kitap. Okurken gözlerinizi yumup renkleri tanımlamak, parmak uçlarınızla Braille alfabesiyle yazılmış metni okumak, okumaya çalışmak ihtiyacı duyuyorsunuz. Yaş sınırı olmayan zamansız kitaplardan. Okumanızı öneririm. #RenklerinKaraKitabı #Ellibronegrodeloscolores #MeneneCottin #EDAMyayinevi #RosanaFaria

Kral Geyik “King Elk”

Yazar: Ulf Stark, Resimler: Ann-Cathrine Sigrid Stahlberg (2013 STRÖVA)

Ben ormanların kralının Aslan olduğunu sanırdım bu yaşıma kadar. Gördüm ki farklı coğrafyaların farklı orman kralları varmış.

Kral Geyik Yazar Ulf Stark’ın çok güzel kitaplarından biri. Başrol kahramanımız Geyik nasıl Kral olacağını bilemiyor, kendine özgüveni yok. Oysa ki tüm erkek geyikler gibi kral olmak zorunda. Üzgün bir ruh haliyle ormanda yürüyüş yapıyorken karşılaştığı orman hayvanlarının gündelik problemlerini çözmelerine farkında olmadan yardımcı oluyor.

Orman hayvanları zorlandıkları konuları dile getirdiklerinde Geyik problemi onların kendi başlarına çözmeleri gerektiğini söylüyor. Orman hayvanları geyiğin mevcut farklı yeteneklerini kullanmasını teşvik ederek kendi problemlerini çözmeye geyiğin katkı vermesini sağlıyorlar. Hatta küçük domuzun çiftlikten kaçışı, kaçış öncesi gece kırık çitin özgür tarafında sadece başını çıkararak yaban hayatına dair rüya görmesi ve ormana kaçışı çok anlamlı. Kitabın sonunda ormanın kralı elbette “Kral Geyik”, özgüvenini kazanıyor ve gururlanıyor. Dilimize çevirisi olmayan bu kitaptan kesitleri kendi dilim döndüğünce aşağıda iletiyorum.

Kapak resminde Kral Geyik, Huş ağacına “Birch Tree” yaslanarak dinlenmektedir. Burada kendi yolunu bulmakta zorlanan, nasıl kral olacağı konusunda kaygılanan, yarın hayatına yeni bir başlangıç yapmayı planlayan geyiğin o gece huş ağacına yaslanarak uyuması dinlenmesi yaratıcı yazar Ulf Stark’ın okuyucularına ince bir esprisi olmalı.

Yazar Dani RHYS’ nin web sayfasında “Huş ağacı sembolizmi” “Symbolism of the Birch Tree” başlıklı yazısını beğenerek okudum. bağlatısını burada iletiyorum https://symbolsage.com/symbolism-of-the-birch-tree/

Tıbbi iyileştirici özellikler / Dayanıklı ve Öncü Ağaç / Her ortama uyum sağlayabilir, Zorlu koşullarda büyüyebilir / Güçlüdür, Dirençlidir/ Koruyucu – Rehberlik edici / İyi – şans getirici olması ve Yeni Başlangıçları simgelemesi /

Yazar Dani Rhys’nin Huş ağacı sembolizmi yazısından bazı kesitleri ayrıca aşağıda burada iletmek isterim. Keyifli okumalar

#kralgeyik #ulfstark

#kralgeyik #ulfstark #kingelk #dunyacocukedebiyati @dunyacocukedebiyat

—————————————————————————————–

Geyik su kenarında su içerek durdu. Aniden bir karga uçtu. Merak etti “Neden üzgünsün, uzun burun?” diye sordu. “çünkü ben asla yapamayacağım”.
“Neyi ?”
“Ormanların Kralı olmayı”
“Ormanın kralı ol. Tüm erkek geyikler kral olmak zorunda. Sen uçabilirsin. Ama ben ne yapabilirim?”
“Bu işe yarayacak” dedi karga. “ama ben yeni bir yuva yapmayı nasıl bitireceğimi merak ediyorum. Eskisi dağıldı”
“Bunu kendin halletmek zorunda kalacaksın” dedi geyik. Yürürken bir çam ağacından birkaç kuru dal silkti. Hemen karga onları aldı ve inşa etmeye başladı. Geyik bunu görmedi ama kirpi bir çalının arkasından dışarı baktı.

Biraz sonra geyik tavşana rastladı."Diyorum ki, çok mutsuz görünüyorsun" dedi tavşan. "Ben" dedi geyik. "fakat sen değil, sen çok uzun bir mesafe atlayabilirsin. Ama ben yapamam. Ben nasıl kral olabilirim?"
"iyi olacak" dedi tavşan."Ben geç kaldım, gölün karşı tarafındaki yuvama geri döneceğim . Tüm yol boyunca zıplayamam. Ne yapacağım ?" 
"Bunu kendin halletmek zorunda kalacaksın" dedi geyik. "Ben yüzmeye gidiyorum. İstersen benim sırtıma oturabilirsin ve bu konuyu düşünebilirsin". Geyik yüzerek uzaklaşırken Tavşan geyiğin boynuzlarına arasına oturdu. Diğer tarafa geçtiklerinde tavşan mutlu bir şekilde zıpladı. "Teşekkür ederim" dedi tavşan. "Şimdi neredeyse evimdeyim". Geyik onu duymadı, ama Uğurböceği duydu.
Bir şarkı duyduğunda fazla uzaklaşmamıştı. Güzel bir şarkı ama çok hüzünlüydü.Çam ağacında oturmuş karakuş vardı."Oh, oh, oh ne kötü şans" şarkısını söyledi. "Evet kesinlikle " dedi geyik."Geyik olarak doğmuş olmam kötü şans. Sen çok güzel şarkı söylütorsun ve bu siğer hayvanları ağlatıyor. Fakat ben ne yapabilirim, ormanın kralı olmam gerekiyordu!"
"Eminim ki herşey yolunda gidecek" Karakuş ağladı."Fakat benim bebeğim yere düştü, Ben ne yapacağım?"
"Ben bilmiyorum" dedi geyik. "Üzgünüm ama sen kendin çalışmak zorundasın"

Biraz sonra karakuş dedi ki:"Eminim sen aşağı eğilmekte çok iyisindir, değil mi?" Böylece geyik aşağı yere kadar eğildi. Küçük bebek kuş hızlıca geyiğin boynuzlarına tırmandı. Karakuş dedi ki "Eminim sen başını hızlıca yukarıya kaldırabiliryorsundur"
Geyik başını yukarıya kaldırdığındabebek kuş gökyüzüne atıldı. Kanatlarını çırpmaya başladı, çırptı, çırptı.ve aniden uçuyordu! "Uçabiliyorum! Uçabiliyorum!" küçük bebek kuş cıvıl cıvıldı, mutluydu, gururluydu.Karakuş mutlulukla şakıdı. "Teşekkür ederim, Teşekkür ederim, sen benim yavrumu kurtardın" diye şakıdı karakuş." Bu benim değil, senin fikrindi" dedi geyik.
Fakat biraz daha mutlu hissediyordu. ve tam orada, kayanın arkasında duran, herşeyi izleyen bir ayı vardı.

Kısa bir süre sonra geyik, ağaçların arasında koşuşturan sincap ile karşılaştı.Geyik düşündü, onun gibi daldan dala atlayabildiğini hayal etti. Bu gerçekten çok kralca görünürdü."Neden bu kadar acelecisin?" diye meraklandı. "kış için bütün yemişleri zamanında toplayacağım, bunu nasıl yapacağımı bilmiyorum". "Eğer tırmanacaksan sana yardım edebilirim" dedi geyik. "Fakat ben değil, sen kendi başına çalışmalısın" "Tamam o zaman. Ama sen başınla çok iyi toslayabilirsin. Oradaki ağaca tosla" Sincap kuyruğuyla fındık ağacını işaret etti. 
Geyik ağaca tosladığında, kuruyemişler yağmur gibi yere düştü."Oh, teşekkür ederim" dedi sincap."Sen bunda çok iyisin"
"Ama bunu çözen sendin" dedi geyik. "Doğru, ama benim halletmem gerektiğini söyleyen sendin." dedi sincap.
Şimdi geyik gülümsedi ve karınca yuvasının yanındaki binlerce karınca kahkaha attı.

Geyik düşündü, belki ben tüm bunlardan sonra iyi olabilirim. Ormanın kenarındaki çiftlikte lezzetli atıştırmalık elmalar yetiştiğini biliyordu. O genelde gece veya sabahın erken saatlerinde oraya giderdi. Çünkü orada huzur ve sessizlik bulurdu. Ama bugün akşamın erken saatlerinde gitti. Tavuklar hala uyanıktı, ayaktaydı. Onlar oratmda etrafta dönüp duruyordu, bu yüzden üzerlerine basmadığından emin olmalıydı. Domuz da kendi küçük bahçesindeydi.
Domuz homurdandı "Sen kimsin o zaman?"
"Ben  bir geyiğim" dedi geyik. "Ben ormandan geldim. Bira elma yemek için buradayım. Onlar o kadar lezzetli ki kral olmam gerektiğini unutuyorum"
"Sen kral olmak istiyor musun?"
"Evet, ama yapabilir miyim, bilmiyorum"
"Peki, ben buradan dışarıya çıkamam. Ormanda domuzlar var mı?"
"Evet var, onlara yabandomuzu denir" dedi geyik. "Ama ben hiç görmedim."
"Ben yaban domuzu olmak isterim".
Geyik lezzetli elmalardan yedi. Domuz vahşi ve özgür olmanın nasıl birşey olduğunu düşündü ve kendi küçük bahçesine kapanmamanın nasıl birşey olduğunu.
"Eğer sen kralsan benim buradan çıkmama yardım edebilirsin" dedi domuz, geyik yemeğini bitirdiğinde. "Belki" dedi geyik. "ama bunu kendin halletmen gerekecek"dedi geyik. Domuz homurdandı ve kaşlarını çattı, derin düşüncelere dalmıştı.
"Güzel güçlü bacakların var gibi görünüyorsun" dedi kız. "Gitmeden önce çite bir tekme atabilir misin?"
"Ben de öyle tahmin ediyorum"dedi geyik ve çite o kadar sert tekme attı ki iki kalın kalas ortadan ikiye ayrıldı. "Teşekkür ederim" dedi domuz. "Bu senin fikrindi" dedi geyik. 
Domuz ahırındaki bütün sinekler kıkırdadı ve kanatlarını çırptı
Bütün o gece geyik etrafta dolaştı. Ay gökyüzünde gümüş bir elma gibi parlıyordu. Bir baykuşun ötüşünü duydu. Siyah yapraklar gibi ağaçların etrafında dönen yarasalar gördü. Yarın, diye düşündü. yarın diğer tüm hayvanlara onların kralı olamayacağımı söyleyeceğim. Her şeyi kendileri daha iyi halledebilirler. Sonra başını bir huş ağacına yaslayarak uyuyakaldı. (Bakınız kitap kapak resmi)

Domuz ahırında kafası kapının dışında yatıyordu. Kara bulutlar yüzerek geçti. ama bazen ay gökyüzünde gümüş bir patates gibi çıkıyordu. Yarın diye düşündü, yarın kaçacağım. Ama içimde biraz yiyecek olmadan önce değil. Sonra uykuya daldı ve yaban domuzu sürüsüyle birlikte koştuğunu hayal etti. Tepelerden aşağı yuvarlandılar, çamurlu su birikintilerine atladılar ve etrafa sıçradılar. Ertesi gün kahvatıdan sonra domuz yola çıktı. "Bay bay küçük tavuklar" diye bağırdı. "Ben vahşi doğada yeni bir hayat yaşamaya gidiyorum".
Geyik bütün gün başı öne sarkmış halde kendi başına dolaştı.Herkesin ne kadar hayal kırıklığına uğrayacağını düşündü. Bahse girerim kral olmayacak ilk geyik benim, diye düşündü. Herkese nasıl söylemeliyim?

Akşam bir şeyler içmek için göle gitti. Ormanın tüm hayvanları zaten oradaydı: karga, kirpi, tavşan, uğur böceği, karatavuk, ayı, sincap ve bin karınca ve gökten gelen tüm sinekler.
"O geliyor" diye bağırdı tüm karıncalar.
"Bizim yeni kralımız" diye bağırdı baykuş ve ayı.
"Üzgünüm, ama ben kral olmak için yeterince iyi değilim" dedi geyik."İşleri kendinizin halletmesi daha iyi".
"Mesele bu" dedi tüm hayvanlar."Daha iyi bir kral isteyemezdik. bizi dinle ve işleri kendimizin halletmesine izin ver. Bu şekilde her şey her zaman en iyisi olur." Geyik bunları işittiğinde, büyük gurur duydu. "Tamam öyleyse, bu budur" dedi, yere bir ön toynak damgaladı. ve ormandaki tüm hayvanlar alkışladı ve alkışladı. 
Taa ki bir fırçadan hüzünlü küçük bir "oink oink" duyana kadar.
Bu domuzdu. Burnu dikenlerle kaplıydı. Ardıç çalısı yemeye çalışıyordu.
"Bütün gün vahşi ve özgürdüm" dedi."Ama artık yeterli. Kendi oluğumu ve tavukları çok özledim.Fakat eve nasıl geri döneceğimi bilmiyorum"
"Ben sana göstereceğim" dedi geyik. Bu yüzden büyük, asil adımlarla domuzun önüne geçti.Elma ağacının yanında veda etti.
"Bay Bay Kral Geyik" dedi domuz.
"Bay Bay" dedi geyik, domuz güvenle evindeyken.
Ama uzunca bir süre domuz, tavuklara ormandaki çılgın özgürlük gününü ve sevgili arkadaşı, bilge ve popüler Kral Geyik'i anlattı.
ve tavukların ne dediğini düşünüyorsun?
"Gluk-gluk, gluk-gluk" dediler
-----------------------------------------------------------------------

Kapak resminde Kral Geyik, Huş ağacına “Birch Tree” yaslanarak dinlenmektedir. Burada kendi yolunu bulmakta zorlanan, nasıl kral olacağı konusunda kaygılanan, yarın hayatına yeni bir başlangıç yapmayı planlayan geyiğin o gece huş ağacına yaslanarak uyuması dinlenmesi yaratıcı yazar Ulf Stark’ın okuyucularına ince bir esprisi olmalı.

Yazar Dani Rhys’ nin web sayfasında “Huş ağacı sembolizmi” “Symbolism of the Birch Tree” başlıklı yazısını beğenerek okudum. bağlatısını burada iletiyorum https://symbolsage.com/symbolism-of-the-birch-tree/

Yazar Dani Rhys’nin Huş ağacı sembolizmi yazısından bazı kesitleri burada iletmek isterim.

Huş ağacı Kuzey yarımküre ve Asya’da yetişen, tıbbi, iyileştirici özellikleri nedeniyle değerli, olumsuz koşullara dayanıklı, büyük buzul çağından sonra yeniden büyüyen ilk türler arasında olduğuna inanılan “Öncü Ağaç” olarak bilinir. Huş ağacının, kültürden kültüre değişen, kendisine atfedilen çeşitli anlamları ve sembolizmi vardır. Huş ağacının gövde kabuğu beyaz kağıtsı özelliktedir ve yüzyıllarca kağıt olarak kullanılmıştır.

Kızılderili kültüründe huş ağacı, rehberlik ve koruma ile güçlü bir şekilde ilişkilendirilir. Bir Ojibwa efsanesine göre, Winabojo adında bir çocuğu korur ve ona yol gösterir. Kelt mitolojisinde huş ağacı, yeni başlangıçları simgeleyen en kutsal ağaçlardan biri olarak kabul edilir. Ağaç, bol ve sağlıklı mahsul sağlamak için düzenlenen Kelt yeni başlangıçlar festivalini kutlamak için ateş yakmak için kullanılırmış. Huş ağaçları hayatta iyi şans sembolü olmuş. Yaz Ortası Arifesinde Keltler, kendilerini kötü talihsizliklere karşı koruma ve iyi şans getirme umuduyla kapılarının etrafına huş ağacı dalları asarlarmış. Efsaneye göre Huş ağacı, gölgesi altında dinlenen yaralı prensi iyileştirmiştir. Rusya gibi bazı ülkelerde çocuğa iyi şans getireceği düşünülerek her yenidoğan bebek için huş ağacı dikilirmiş. Rusya’nın ulusal ağacı olarak kabul edilirmiş.

Huş ağaçları güçlü ve dirençlidir, zarar görmüş ve yok edilmiş (örenğin orman yangını gibi) arazilerde hızlıca yetişebilirler, bu nedenle Öncü Ağaçlar olarak adlandırılırlar. Hayatta bir şey kaybeden biri için huş ağacının, kaybettiklerinden çok daha iyi bir şey alacağının bir işareti olduğuna inanılır. Huş ağacı her ortama uyum sağlayabilir ve zorlu koşullarda büyüyebilir, bu nedenle uyum sağlamanın sembolü olarak görülür. Aynı zamanda hızlı büyür ve yaygın hastalıklara karşı nispeten bağışıktır. Genellikle ağacın hayatta risk almanın, yeni şeyler denemenin ve tatsız durumlarla başa çıkmayı öğrenmenin önemli olduğunun bir işareti olduğuna inanılır.

Slav kültüründe huş ağacı kadınlığı, kadınlar için mutluluğu ve bereketi temsil eder. Bu sembolizm, mehtaplı bir gecede gölden oyun oynamak için çıkan altın saçlı bir denizkızını anlatan eski bir Slav masalı ile ilişkilendirilir. Hava çok soğuk olduğu için yakınlarda bulduğu bir kulübeye girdi. Çevresinden tamamen habersizdi ve güneş tanrısının gündüzü yanında getirdiğinin farkında değildi.

Güneş tanrısı, denizkızının güzelliğinden etkilenmiş ve ona aşık olmuş. Onu etkilemeye çalışmasına rağmen, deniz kızı onun ilerlemelerini reddetti ve ondan kaçmaya çalıştı. Ancak, kaçmayı imkansız hale getirerek ona tutundu. Deniz kızı ağlamaya başladı ve gözyaşları yere düşerken güzel, narin bir ağaç büyümeye başladı. Deniz kızı güzel bir beyaz huş ağacına dönüştü.

Bugün, huş ağacı ‘Ormanın Hanımı’ olarak bilinir ve dişil enerjilerle güçlü çağrışımlara sahiptir.

(Yazar Dani Rhys’ nin web sayfasında “Huş ağacı sembolizmi” “Symbolism of the Birch Tree” başlıklı yazısından: https://symbolsage.com/symbolism-of-the-birch-tree/ )

Babam Bana Evreni Gösterdiğinde “När pappa visade mej världsalltet”

Yazan: Ulf Stark ; Resimlendiren: Eva Eriksson; İsveççeden dilimize çeviren: Ali Arda, Pegasus Yayınevi 2021

Babası bir gün küçük Ulf’a evreni göstereceğini söyler, çünkü artık bunu öğrenecek yaşa geldiğine inanmaktadır. Birlikte giyinip hazırlanıp baba, oğul yola çıkarlar. Eva Eriksson’un harika çizimleriyle akşam vakti İsveç’in kent sokaklarında yürümeye başlıyoruz; marketin, demircinin, balıkçının önünden geçiyoruz, bakkalın içine girip kumanya alıyoruz. Evreni görmek üzere yürümeye devam ediyoruz… Baba oğluna “Sana sonsuza kadar hatırlayacağın güzel bir şey göstermek istedim” der ve Ulf’un elini tutar.

Çocuklarınızla birlikte okumaktan ve çizimlerini incelemekten keyif alacağınız güzel bir kitap. 2007 yılında yazılmış olan bu kitabı daha önce İngilizce çevirisini okuma şansım olmuştu.

Ocak 2021’de Türkçe’ye çevirisi yapıldığını görünce çok mutlu oldum. Kitabın Türkçesi Pegasus Yayınevi tarafından dilimize kazandırılmıştır. Keyifli okumalar.

#UlfStark, #isveccocukedebiyati, #babambanaevrenigosterdiginde, #whendadshowedmetheuniverse, #När pappa visade mej världsalltet, #dunyacocukedebiyati, #dunyacocukyazini, #pegasusyayınevi

Benim Küçücüğüm “My Little Small”

Yazan: Ulf Stark
Resimlendiren: Linda Bondestam
İsveç dilinden İngilizce’ye çeviren: Annie Prime

Yayınevi: Enchanted Lion Books (March 27, 2018)

————————BENİM KÜÇÜCÜĞÜM—————Sıradışı kitaplar okumayı tercih ediyorsanız bu kitabın orjinalini okumanızı ve çizimlerini, resimleri incelemenizi tavsiye ederim. Gri Yaratık dişi figür olarak tasvir edilmiştir, yalnızdır, dağda mağarada yaşamaktadır ve güneş ile temas etmek onun için öldürücüdür. Karanlıkta yaşarken zaman zaman depresif zaman zaman öfkeli ruh hali sergiler, kendini avutmanın yollarını arar. Yalnızdır, sevip ilgilenebileceği küçük birşeylerin özlemini duymaktadır, bir çeşit annelik içgüdüsü gibi. Ayın suya yansımasını kucaklamaya çalıştığı ve ayın sudaki yansımasının parçalanmasıyla üzüntüsü, isyanı konulu çizim çok etkileyici. Bir gün güneşten kopup gelen bir Kıvılcım’ın mağarasına girmesiyle ironik bir ilişki başlar. Kendisini öldürebilecek özellikte olan Güneş’ten kopan bir Kıvılcım parçacığı ile arkadaşlığı başlar. Kıvılcım bir günlük ömründe Gri Yaratık’ın dünyasını aydınlatır, renklendirir. Yaratık Güneş’i kıskanır, kendisiyle kıyaslar. Sonunda Kıvılcım’ı güneşe kavuşturabilmek için çaba sarf eder, Evine dönerken mutludur.

————————————

Bir dağda, bir mağaranın derinliklerinde, karanlıkta bir Yaratık yaşar. Güneş gözlerini ve cildini acıtmaktadır. Gün ışığında dışarı çıkacak olsa, biraz hasta hissedecektir. Sonra çok hasta. Sonra ölecektir. Yani içeride kalıyor ve dağ gibi, gri, gri, gridir.

Gün boyunca, uyumaya çalışırken, mağarasının duvarları boyunca gölgelerin kaymasını izlemektedir. “Dışarısı da aynı,” diye mırıldanır. “Gri, gri, gri” Uyumak için parmaklarını ve ayak parmaklarını sayar. Bitirdiğinde, başparmağını emer. “Git uyu” der kendi kendine.

Bazen ayın hayalini kurar ve şarkı söyleyecek ve ilgilenecek küçük birinin olmasının.

Diğer zamanlarda ağlayarak uyanır. Ve fısıldar “Orada, orada. Senin kadar büyük bir şey, bu kadar üzülmemelisin”

Sonra küçük bir şarkı söyler – GRRR – kendine uykulu hissettirmek için.

Hala uyuyamıyorsa huysuzlaşır Ve yumruklarını duvarlara vurur, Kayaların parçalanmasına neden olur. Bazen kayaları öğütür dişlerinin arasında: KRRR – TFFT – FRRRP . Sonra ağzını suyla çalkalar, Ve biraz daha iyi hisseder.

Alacakaranlık çöktüğünde, dışarı çıkma zamanıdır. Dağın uzak ucundan, güneşin batışını izler. Bulutlar leylak rengine ve pembeye dönmektedir. Ağaçları, evleri ve denizi görür. “Ne kadar güzel!” diye düşünür. Ardından gece gelir. Bazen ay sadece hilaldir, ama yuvarlak ve dolunay olduğunda suda yüzer.

Bir kez ona yüzer ve kollarını etrafına dolar. “Sevgili küçük şey” diye fısıldar. Ama ayın sudaki yansıması binlerce parıltıya bölünür.

Kurbağalar zavallı yaratığa nasıl gülerler,

gözyaşları denizi daha da ıslatır.

Şimdi ay dolunay olduğunda, Yaratık kayaları dağa yuvarlıyor. Tepede, birini diğerinin üzerine yığıyor. “Bir gece, aya kadar tüm uçurumları tırmanacağım,” diyor kendi kendine. “Belki orada ilgilenecek küçük bir şey bulurum”.

Ama kayalar her zaman dağdan aşağı yuvarlanıyor,

Bir kıvılcım yağmuru içinde birbirlerine çarpıyorlar.

Yaratık aşağı iniyor. Yıldızlara bakıyor.

“Üzülme” diyor. “Sen büyüksün ve yarın her şey daha iyi olacak”

Sonra kendini tükürük baloncukları üflemekle meşgul ediyor,

Ay ışığında süt gibi parıldayan ağaçların üzerinde yüksekte yüzen.

GRRR, şarkı söylüyor ve yeni baloncuklar uçuşuyor, küçük şarkı küreleri.

Bir sabah parlak bir şey mağarasına uçuyor.

Bir güneş kıvılcımı!

Yere düşmeden önce havada asılı kalır.

İİiiİiiİi, Kıvılcım küçük bir pire sesiyle ciyaklar.

“Bugün dünyadaki tek günüm ve kendimi burada buluyorum. Yaşamak için çok karanlık bir yer!”

 “Ama ben burada yaşıyorum” diyor Yaratık. Kıvılcım o kadar parlıyor ki Yaratık gözlerini kısmak zorunda.

Ama küçük ve konuşabiliyor. Yaratığın kalbi çarpmaya başlıyor.

“İşte ilgilenebileceğim biri,” diye düşünüyor.

Ve soruyor;

“Benim Küçücüğüm olur musun?”

Kıvılcım yukarı bakar ve tekrar ses çıkarır
Yaratık sorar "Neden ciyaklıyorsun?". "Çok mu çirkinim?"
"Çok büyük ve kırışıksın" der Kıvılcım.
Yaratığın gözünden bir damla yaş düşer.
Kıvılcım yine ciyaklar "Beni rahat bırak!" 
"Beni ıslatacak mısın yoksa söndürecek misin?"
“Ah, hayır” der Yaratık. “Bin milyon yıl boyunca sana bakacağım."
"Ama sadece bir gün yaşayabilirim."
Yaratık Kıvılcım'a sarılmak ister,
Ama bu ona zarar verecektir. Bu yüzden onun yerine Kıvılcımı elinin üzerinde kaldırır. "Orada, orada" der. Ve "Benim Küçücüğüm" diye düşünür.
Yaratık Kıvılcım'a "Nereden geliyorsun?" der.
"Güneşten" der Kıvılcım.
"O büyük ve ateşli, ağır ve zeki."
Yaratık bir kıskançlık sancısı hisseder.
Kıvılcım neden güneşi bu kadar övmek zorunda?
Yaratık sorar "Güneş şarkı söyler mi?" "Dişlerinin arasında taş öğütür mü?"
"Hayır, ama parladığında renkler yaratıyor. Neden ışığa çıkmıyorsun?"
 “Çünkü önce hasta hissederdim. Sonra ölecektim. Ama lütfen, Küçücük,
Onun yerine bana güneşin renklerinden bahset.”
Böylece Kıvılcım tam da bunu yapar, ışığını önce bir yaprağa yayar.
"Görüyor musun?" diye sorar. “Renkler yeşil, kırmızı, sarı ve kahverengidir.”
 
"Çok güzel," diye iç çeker Yaratık. "Bana daha fazlasını anlat. Güneş parlarken dışarısının nasıl göründüğünü söyle bana?”
Kıvılcım ona harika dalgaları, balıkları ve tekneleriyle uçsuz bucaksız mavi okyanusu anlatır.
Ve sıcak, sarı, boş çölü anlatır.
Yaratık sorar "Orada yaşayan var mı?".
“Evet” der Kıvılcım “Bazıları yaşar”.
Yaratık sorar "Orada başka neler var?".
"Rüzgar estiğinde fısıldayan ormanlar ve çimenler vardır, yeşil, yeşil, yeşil."
"Ah!" der Yaratık.
"Bu fısıltıyı duydum. Peki ya hareket edebilen, zıplayabilen, koşabilen ve çırpınabilen diğer şeyler?”
Böylece Kıvılcım, Yaratık'a hoplayan, zıplayan ve tırmanan hayvanlar hakkında bilgi verir.
Sock Creeper  - çorap sarmaşığı - Yılan
Big Hopper - Büyük zıplayıcı - Tavşan
Spotty Runner – Benekli Koşucu - Sırtlan
Forest Stag - Orman Geyiği
Hidey-Hide – Saklanan Saklayan - Fare
Gangle Leg - Gangle Bacak - Örümcek
Tiny Thing – Çok küçük Bir şey -
Tree Swinger – Ağaçta Sallanan - Maymun
Tree Hugger – Ağaca Sarılan - Koala
Little Hopper - Küçük Zıplayıcı - Çekirge
Gaudy Ground Pecker – Şatafatlı Yer Gagalayan - Devekuşu
 Ve havada uçan farklı kuşlar hakkında.
Yaratık gözlerini kapatır ve gülümser. Artık tüm dünyayı hayal edebiliyor.
Hatta yusufçuklar, böcekler gibi küçük şeyleri ve hasat ayı kadar parlak ve sarı olan karahindibaları bile görebiliyor.
Yaratık mutlu hissediyor, bu yüzden o da hikayeler anlatmaya başlıyor. Kıvılcım'a üst üste yığdığı kayaları anlatıyor.
“Bir gece dağa tırmanacağız” diyor. "Seni tüm yol boyunca taşıyacağım."
"Gece burada olmayacağım" diyor Kıvılcım.
"Sadece bugün buradayım".
Yaratık dinlemiyor. "Sana şarkı söyleyeceğim" diyor.
O olabildiğince tatlı şarkı söylüyor: GRRRR GRRRR
Kısa süre sonra R'leri damlacıklar gibi yuvarlak hale geliyor ve çimlere şefkatle düşüyor, nazik bir bahar yağmuru gibi.

Kıvılcım’ın eldiveni artık daha soluk ve daha kırmızı. Yaratık şarkı söylemeyi bırakır. "Hasta mısın?" diye sorar.
Kıvılcım, "Geç oldu," diye soluk alır. "Şarkı söylemen beni unutturdu. Hava kararmadan güneşe dönmeliyim. Tüm küçük kıvılcımlar bunu yapmalı”
Grrrrrr Grrrrrr
Yaratık “Seni oraya taşıyacağım” der.
Dağın uzak tarafına acele eder,
Güneşin hala ağaçların üzerinde parladığı yere.
Kıvılcım etrafında bir balon patlatır
"Hoşçakal benim Küçücüğüm"
"Hoşçakal, Büyük Gri"
Sonra balonu patlatır. Baloncuk havada yüzerken gelen küçük bir GRR duyar,
Karşılandığı Güneş'e doğru küçük kırmızı bir yıldız gibi.
Yaratık gözlerini kapatır, tüm renkleri daha iyi görmek için.
Kıvılcım onun içinde aydınlanır.
Yaratık eve dönerken güneşte ısınmış bir taş alır.
Bir yumurta gibi nazikçe elinde tutar.
---------------------------------------------------------------
Kitabın orjinalini okuma şansım olmuştu. Kitap da, illüstrasyonları da çok etkileyiciydi. Dilim döndüğünce size aktarmaya çalıştım. 
#UlfStark, #LindaBondestam, #isveccocukedebiyati, #dunyacocukedebiyati, #mylittlesmall, #benimkucucugum, 

Islık Çalabilir misin Johanna? “Kan du vissla Johanna?”

Yazan: Ulf Stark, Resimlendiren: Anna Höglund, Kitabın yazıldığı yıl 1992,

İsveç dilinden Türkçe’ye çeviren: Ali Arda, İthaki yayınevi tarafından dilimize kazandırıldığı yıl Nisan 2007 @ithakiyayinevi

Ulf ve Berra kendi yaptıkları tahtirevallide sallanırken Ulf arkadaşı Berra’ya Büyükbabası ile birlikte nasıl vakit geçirdiklerini anlatır. Berra’nın büyükbabası yoktur, Ulf’un bir önerisi olur birlikte Yaşlı Bakım Evi’ne gidip oradan Berra’ya bir Büyükbaba bulmaya karar verirler. Bu şekilde yola çıkarlar ve Bay Nils ile tanışırlar, Bay Nils’i Berra için Büyükbaba ilan ederler. Birlikte çok güzel vakit geçirirler. Büyükbaba ihtiyacı olan çocuklar ve torun ihtiyacı olan Büyükbaba’nın birlikte yaptıkları her bir etkinliğin detaylarını okumak da çizimlerden takip etmek de çok keyifli.

Bay Nils’in çocukluk anıları canlanır ve çocuklara uyum sağlar. Birlikte kiraz ağacına tırmanıp kiraz aşırmaya varıncaya dek güzel etkinlikler yaparlar. Bay Nils’in eşinden hatıra güllerle işlenmiş ipek şal ve kendi kravatını kullanarak çocuklar için uçurtma yaptığı ve kaybettiği eşi Johanna hanıma ithafen ıslık çalarak “Islık çalabilir misin Johanna?” şarkısını mırıldandığı bölüm çok duygusal ve etkileyici  Kitabın her paragrafı ve her resim, her çizim başından sonuna çok duygusal ve etkileyici. Kitabın detaylarını burada vermek istemiyorum, mutlaka okumalısınız. Keyifli okumalar dilerim.

#UlfStark, #isveccocukedebiyati, #islikcalabilirmisinJohanna, #canyouwhistleJohanna, #kanduvisslaJohanna, #dunyacocukedebiyati, #dunyacocukyazini, #ithakiyayınevi

“Islık çalabilir misin Johanna?” 1992’de yazılmış bir kitap olup, 1994’de İsveç’de sinema filmi yapılmıştır ve her yıl yılbaşında İsveç ulusal televizyonunda bu film gösterilmektedir. Filmi İşveççe izlemeniz mümkün. Bu etkileyici kitap ve filmi izlemenizi tavsiye ederim. Kitabı okuduktan sonra filmi izlerken İsveççe bilmeniz şart değil. Buraya filmin bağlantısını bırakıyorum  Kan du vissla Johanna? https://www.dailymotion.com/video/x7xsi1g

(not : buraya bir bağlantı bırakıyorum Bay Nils’in mırıldandığı şarkının aslını dinleyebilmeniz için ; ) Don Swani ve Orkestrası (1970), Can You Whistle Johanna?

https://www.youtube.com/watch?v=fAIIkLtemaE&ab_channel=chrispikal

Ulf Gottfrid Stark (1944-2017)

Ulf Stark , İsveç’li yazar ve senarist. İsveç’in en üretken, en ünlü çocuk ve genç yetişkin yazarlarından biri olarak kabul edilmektedir. Yüze yakın sayıda kitap yazmıştır ve kitapları otuza yakın dile çevrilmiştir. 1989-1998 yıllarında İsveç Çocuk Kitapları Akademisinin (the Swedish Academy for Children’s Books Svenska barnboksakademin) seçilmiş bir üyesidir. Yazarın kitaplarında melankoli ve mizahı iç içe işleyebilmesi, ironik, düşündürücü ve çok katmanlı hikayeleri hem duygulandıran hem düşündüren özelliktedir.

İllüstrasyonlar için Linda Bondestam, Anna Höglund ve Mati Lepp ile birlikte çalışmıştır.

(alıntı)”Anlaşılmaz bir sesle Ulf Stark, geniş bir yaşam yelpazesini kapsamayı başardı. Küçükte büyük olanı görmede ustaydı ve hikayelerinin çoğu genellikle köşeyi dönünce bekleyen büyük bir macera içeriyordu. Çocuğun bakış açısı, umut, mizah ve büyük bir köpek sevgisi gibi kitaplarında her zaman merkezidir.(kaynak:https://www.kulturradet.se/en/swedishliterature/news/2020/ulf-starkswedish-books-for-young-readers/)

Astrid Lindgren Ödülü (1993), Kız kardeşim bir melek için Ağustos Ödülü (1996),  İskandinav Çocuk Kitapları ödülü “the Nordic Children’s Book Prize” (1998), “Tsatsiki,Anne ve Polis” filmi senaryosu için Altın Böcek ödülü (1999), Gripe ödülü (2006) ve Kulla-Gulla Ödülü (2016) almıştır. 2011 yılında Pojken, flickan och muren (The boy, the girl and the wall) (Oğlan, kız ve duvar) kitabıyla Astrid Lindgren Anma Ödülü’ne aday gösterilmiştir ( kitabın illüstratörü Anna Höglund). Filistin topraklarında yazarın “Islık çalabilir misin Johanna?” kitabı çok popüler olduğundan, yazar davetli olarak Filistin’i ziyaret etmiştir. Bu gezinin ardından “Oğlan, kız ve duvar” kitap fikri şekil bulmuştur.

Ulf Stark, Finli sanatçı, çizer Linda Bondestam ile birlikte yaptığı, Djur som ingen sett utom vi (Bizden Başka Kimsenin Görmediği Hayvanlar) adlı resimli kitaplarıyla 2016 yılında “Kartopu ödülü” (Snöbollen ödülü) yani “en iyi İsveç resimli kitabı ödülüne” layık görülmüştür ve 2017 Nordic Council Çocuklar ve Gençler Edebiyat Ödülü’nü kazanmışlardır.

Min egen lilla liten (My Little Small’ın orijinal versiyonu), 2014’te Finlandiya Gençler Ödülü’ne aday gösterilmiştir. Felsefi düşüncelerle anlatılan, çok katmanlı tatlı bir masal. İlerleyen günlerde bu kitap ile ilgili bir yazı paylaşacağım.

Ulf Stark’ın Türkçe’ye çevrilmiş kitapları: Diktatör (..), Islık çalabilir misin Johanna? (1991), Babam bana evreni gösterdiğinde (1998), Kurbağa Prens (2014), Şimşek (2017), Mucize Çocuk (2006), Yakup (2011)

Ulf Stark’ın dilimize çevrilmemiş kitaplarından örnekler : A Little Book About Love (2015), The Runaways (2018), The Yule Tomte and the Little Rabbits: A Christmas Story for Advent (2012), My Little Small,

Ulf Stark’ın kitapları her ne kadar çocuk kitapları kategorisinde olsa da zamansız, her yaşa hitap edebilen kitaplar olduklarını düşünüyorum. Keyifli okumalar dilerim.

Ördek, Ölüm ve Lale “Ente, Tod und Tulpe”

Wolf Erlbruch (1948-2022)

Wolf Erlbruch Alman illüstratör, çocuk kitapları yazarı ve üniversitede akademisyen. Çok sayıda ödül almış çocuk kitapları mevcut. Ördek, Ölüm ve Lale için çocuk kitabı demek zor, zamansız bir kitap diyelim. Ölüm nedir konulu zor soruya gerek çok yumuşak tonlardaki resimlerle gerekse samimi bir hikaye ile verilen yanıt. Kitabı dilimize çeviren Bahar Siber. @hepkitap

Ördek, Ölüm’e soruyor; “Kimsin sen ?” “Beni almaya mı geldin ?” Ölüm yanıtlıyor “Yeni gelmiş değilim, doğduğun günden beri hep yakınındaydım zaten. Ne olur ne olmaz diye.”

06.02.2023 depreminde kaybettiğimiz canlarımızın ardından saygıyla, sevgiyle, rahmetle…

#WolfErlbruch #ördekölümvelale #hepkitap #ölüm #deprem