Yazan: Ulf Stark
Resimlendiren: Linda Bondestam
İsveç dilinden İngilizce’ye çeviren: Annie Prime
Yayınevi: Enchanted Lion Books (March 27, 2018)

————————BENİM KÜÇÜCÜĞÜM—————Sıradışı kitaplar okumayı tercih ediyorsanız bu kitabın orjinalini okumanızı ve çizimlerini, resimleri incelemenizi tavsiye ederim. Gri Yaratık dişi figür olarak tasvir edilmiştir, yalnızdır, dağda mağarada yaşamaktadır ve güneş ile temas etmek onun için öldürücüdür. Karanlıkta yaşarken zaman zaman depresif zaman zaman öfkeli ruh hali sergiler, kendini avutmanın yollarını arar. Yalnızdır, sevip ilgilenebileceği küçük birşeylerin özlemini duymaktadır, bir çeşit annelik içgüdüsü gibi. Ayın suya yansımasını kucaklamaya çalıştığı ve ayın sudaki yansımasının parçalanmasıyla üzüntüsü, isyanı konulu çizim çok etkileyici. Bir gün güneşten kopup gelen bir Kıvılcım’ın mağarasına girmesiyle ironik bir ilişki başlar. Kendisini öldürebilecek özellikte olan Güneş’ten kopan bir Kıvılcım parçacığı ile arkadaşlığı başlar. Kıvılcım bir günlük ömründe Gri Yaratık’ın dünyasını aydınlatır, renklendirir. Yaratık Güneş’i kıskanır, kendisiyle kıyaslar. Sonunda Kıvılcım’ı güneşe kavuşturabilmek için çaba sarf eder, Evine dönerken mutludur.
————————————
Bir dağda, bir mağaranın derinliklerinde, karanlıkta bir Yaratık yaşar. Güneş gözlerini ve cildini acıtmaktadır. Gün ışığında dışarı çıkacak olsa, biraz hasta hissedecektir. Sonra çok hasta. Sonra ölecektir. Yani içeride kalıyor ve dağ gibi, gri, gri, gridir.
Gün boyunca, uyumaya çalışırken, mağarasının duvarları boyunca gölgelerin kaymasını izlemektedir. “Dışarısı da aynı,” diye mırıldanır. “Gri, gri, gri” Uyumak için parmaklarını ve ayak parmaklarını sayar. Bitirdiğinde, başparmağını emer. “Git uyu” der kendi kendine.
Bazen ayın hayalini kurar ve şarkı söyleyecek ve ilgilenecek küçük birinin olmasının.
Diğer zamanlarda ağlayarak uyanır. Ve fısıldar “Orada, orada. Senin kadar büyük bir şey, bu kadar üzülmemelisin”
Sonra küçük bir şarkı söyler – GRRR – kendine uykulu hissettirmek için.
Hala uyuyamıyorsa huysuzlaşır Ve yumruklarını duvarlara vurur, Kayaların parçalanmasına neden olur. Bazen kayaları öğütür dişlerinin arasında: KRRR – TFFT – FRRRP . Sonra ağzını suyla çalkalar, Ve biraz daha iyi hisseder.
Alacakaranlık çöktüğünde, dışarı çıkma zamanıdır. Dağın uzak ucundan, güneşin batışını izler. Bulutlar leylak rengine ve pembeye dönmektedir. Ağaçları, evleri ve denizi görür. “Ne kadar güzel!” diye düşünür. Ardından gece gelir. Bazen ay sadece hilaldir, ama yuvarlak ve dolunay olduğunda suda yüzer.
Bir kez ona yüzer ve kollarını etrafına dolar. “Sevgili küçük şey” diye fısıldar. Ama ayın sudaki yansıması binlerce parıltıya bölünür.
Kurbağalar zavallı yaratığa nasıl gülerler,
gözyaşları denizi daha da ıslatır.
Şimdi ay dolunay olduğunda, Yaratık kayaları dağa yuvarlıyor. Tepede, birini diğerinin üzerine yığıyor. “Bir gece, aya kadar tüm uçurumları tırmanacağım,” diyor kendi kendine. “Belki orada ilgilenecek küçük bir şey bulurum”.
Ama kayalar her zaman dağdan aşağı yuvarlanıyor,
Bir kıvılcım yağmuru içinde birbirlerine çarpıyorlar.
Yaratık aşağı iniyor. Yıldızlara bakıyor.
“Üzülme” diyor. “Sen büyüksün ve yarın her şey daha iyi olacak”
Sonra kendini tükürük baloncukları üflemekle meşgul ediyor,
Ay ışığında süt gibi parıldayan ağaçların üzerinde yüksekte yüzen.
GRRR, şarkı söylüyor ve yeni baloncuklar uçuşuyor, küçük şarkı küreleri.
Bir sabah parlak bir şey mağarasına uçuyor.
Bir güneş kıvılcımı!
Yere düşmeden önce havada asılı kalır.
İİiiİiiİi, Kıvılcım küçük bir pire sesiyle ciyaklar.
“Bugün dünyadaki tek günüm ve kendimi burada buluyorum. Yaşamak için çok karanlık bir yer!”
“Ama ben burada yaşıyorum” diyor Yaratık. Kıvılcım o kadar parlıyor ki Yaratık gözlerini kısmak zorunda.
Ama küçük ve konuşabiliyor. Yaratığın kalbi çarpmaya başlıyor.
“İşte ilgilenebileceğim biri,” diye düşünüyor.
Ve soruyor;
“Benim Küçücüğüm olur musun?”

Kıvılcım yukarı bakar ve tekrar ses çıkarır
Yaratık sorar "Neden ciyaklıyorsun?". "Çok mu çirkinim?"
"Çok büyük ve kırışıksın" der Kıvılcım.
Yaratığın gözünden bir damla yaş düşer.
Kıvılcım yine ciyaklar "Beni rahat bırak!"
"Beni ıslatacak mısın yoksa söndürecek misin?"
“Ah, hayır” der Yaratık. “Bin milyon yıl boyunca sana bakacağım."
"Ama sadece bir gün yaşayabilirim."
Yaratık Kıvılcım'a sarılmak ister,
Ama bu ona zarar verecektir. Bu yüzden onun yerine Kıvılcımı elinin üzerinde kaldırır. "Orada, orada" der. Ve "Benim Küçücüğüm" diye düşünür.
Yaratık Kıvılcım'a "Nereden geliyorsun?" der.
"Güneşten" der Kıvılcım.
"O büyük ve ateşli, ağır ve zeki."
Yaratık bir kıskançlık sancısı hisseder.
Kıvılcım neden güneşi bu kadar övmek zorunda?
Yaratık sorar "Güneş şarkı söyler mi?" "Dişlerinin arasında taş öğütür mü?"
"Hayır, ama parladığında renkler yaratıyor. Neden ışığa çıkmıyorsun?"
“Çünkü önce hasta hissederdim. Sonra ölecektim. Ama lütfen, Küçücük,
Onun yerine bana güneşin renklerinden bahset.”
Böylece Kıvılcım tam da bunu yapar, ışığını önce bir yaprağa yayar.
"Görüyor musun?" diye sorar. “Renkler yeşil, kırmızı, sarı ve kahverengidir.”
"Çok güzel," diye iç çeker Yaratık. "Bana daha fazlasını anlat. Güneş parlarken dışarısının nasıl göründüğünü söyle bana?”
Kıvılcım ona harika dalgaları, balıkları ve tekneleriyle uçsuz bucaksız mavi okyanusu anlatır.
Ve sıcak, sarı, boş çölü anlatır.
Yaratık sorar "Orada yaşayan var mı?".
“Evet” der Kıvılcım “Bazıları yaşar”.
Yaratık sorar "Orada başka neler var?".
"Rüzgar estiğinde fısıldayan ormanlar ve çimenler vardır, yeşil, yeşil, yeşil."
"Ah!" der Yaratık.
"Bu fısıltıyı duydum. Peki ya hareket edebilen, zıplayabilen, koşabilen ve çırpınabilen diğer şeyler?”
Böylece Kıvılcım, Yaratık'a hoplayan, zıplayan ve tırmanan hayvanlar hakkında bilgi verir. Sock Creeper - çorap sarmaşığı - Yılan Big Hopper - Büyük zıplayıcı - Tavşan Spotty Runner – Benekli Koşucu - Sırtlan Forest Stag - Orman Geyiği Hidey-Hide – Saklanan Saklayan - Fare Gangle Leg - Gangle Bacak - Örümcek Tiny Thing – Çok küçük Bir şey - Tree Swinger – Ağaçta Sallanan - Maymun Tree Hugger – Ağaca Sarılan - Koala Little Hopper - Küçük Zıplayıcı - Çekirge Gaudy Ground Pecker – Şatafatlı Yer Gagalayan - Devekuşu Ve havada uçan farklı kuşlar hakkında. Yaratık gözlerini kapatır ve gülümser. Artık tüm dünyayı hayal edebiliyor. Hatta yusufçuklar, böcekler gibi küçük şeyleri ve hasat ayı kadar parlak ve sarı olan karahindibaları bile görebiliyor. Yaratık mutlu hissediyor, bu yüzden o da hikayeler anlatmaya başlıyor. Kıvılcım'a üst üste yığdığı kayaları anlatıyor. “Bir gece dağa tırmanacağız” diyor. "Seni tüm yol boyunca taşıyacağım." "Gece burada olmayacağım" diyor Kıvılcım. "Sadece bugün buradayım". Yaratık dinlemiyor. "Sana şarkı söyleyeceğim" diyor. O olabildiğince tatlı şarkı söylüyor: GRRRR GRRRR Kısa süre sonra R'leri damlacıklar gibi yuvarlak hale geliyor ve çimlere şefkatle düşüyor, nazik bir bahar yağmuru gibi.

Kıvılcım’ın eldiveni artık daha soluk ve daha kırmızı. Yaratık şarkı söylemeyi bırakır. "Hasta mısın?" diye sorar.
Kıvılcım, "Geç oldu," diye soluk alır. "Şarkı söylemen beni unutturdu. Hava kararmadan güneşe dönmeliyim. Tüm küçük kıvılcımlar bunu yapmalı”
Grrrrrr Grrrrrr
Yaratık “Seni oraya taşıyacağım” der.
Dağın uzak tarafına acele eder,
Güneşin hala ağaçların üzerinde parladığı yere.
Kıvılcım etrafında bir balon patlatır
"Hoşçakal benim Küçücüğüm"
"Hoşçakal, Büyük Gri"
Sonra balonu patlatır. Baloncuk havada yüzerken gelen küçük bir GRR duyar,
Karşılandığı Güneş'e doğru küçük kırmızı bir yıldız gibi.
Yaratık gözlerini kapatır, tüm renkleri daha iyi görmek için.
Kıvılcım onun içinde aydınlanır.
Yaratık eve dönerken güneşte ısınmış bir taş alır.
Bir yumurta gibi nazikçe elinde tutar. --------------------------------------------------------------- Kitabın orjinalini okuma şansım olmuştu. Kitap da, illüstrasyonları da çok etkileyiciydi. Dilim döndüğünce size aktarmaya çalıştım. #UlfStark, #LindaBondestam, #isveccocukedebiyati, #dunyacocukedebiyati, #mylittlesmall, #benimkucucugum,
